BU YAZININ BASILI SAYFALARI


 

 SOSYALİST BELLEK

Allende ile Fidel'in Amerika Diyaloğu*

AUGUSTO OLIVARES**

ÇEVİREN: SİBEL ÖZBUDUN

 

Augusto Olivares: Dünyada pek çok insan, nicedir Küba Başbakanı, Komutan Fidel Castro ile Şili Devlet Başkanı doktor Salvador Allende’yi yakından, birlikte görmeyi arzuluyordu. Şu sıralarda tüm dünyanın ilgisini çeken bu olayın Latin Amerika’da gerçekleşmiş olması ilginçtir. Komutan Fidel Castro Şili’ye vardığından bu yana çok sayıda gazeteci dünya siyasetinin bu iki figürü arasında bir söyleşiyi nasıl gerçekleştirebileceklerini düşünüyordu; onları dünyayı ilgilendiren temalar üzerinde konuşmak üzere yan yana getirme olanağı burada doğdu. Başkan Allende, yalnızca Şili’de değil, tüm dünyada “Şili tarzı”ndan söz ediliyor. “Şili tarzı” olarak adlandırılagelen bu siyasal kavramı siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Salvador Allende: Kurtuluş mücadelesi veren halklar, mantıksal olarak, kendilerini dönüşüme götürecek taktikler ve stratejiyi kendi gerçekliklerine uyarlamak durumundadır. Özellikleri, tarihiyle Şili, burjuva kurumsallığının tam olarak işlediği ve bu burjuva yasallığı içerisinde halkın kazanımlarını ilerletip izlediği, bilinçlendiği, Şili’nin kapitalist rejimler ve reformizm altında iktisadî bağımsızlığına kavuşamayacağını, daha yüksek yaşam ve varoluş boyutlarına ulaşamayacağını anladığı bir ülkedir.

Augusto Olivares: Komutan Castro, Başkan Allende’nin söyledikleriyle ilişkili olarak, işçi sınıfının Küba devrimiyle nasıl bütünleştiği ve işçi sınıfının devrim savunuculuğunu nasıl üstlendiği konularını derinleştirmekte yarar var.

Fidel Castro: Bu sorunu, bu şeyi biz kararlaştırdık. Küçük bir grubun başlattığı silahlı gerilla mücadelesi, tarihin büyük motoru olan kitleleri harekete geçiren küçük bir motor görevi gördü. Fría’nın yolsuzluğa batmış hükümetinden Batista’nın tiran hükümetine, son hükümetler boyunca Küba işçi sınıfı resmî yöneticilerin denetimi altındaydı; zamanla sendikalara saldırılar başladı, komünist yöneticiler, dürüst işçi önderleri öldürüldü. Bu durumda, Devrim zafere ulaştığında, çok özel bir durum çıktı ortaya. Resmi bir işçi yönetimi yoktu, ama kendisi de işçiler, militanlarca yönetilen devrimci hareket işçi sınıfının tam desteğini sağladı. Gerilla askerlerimiz kırsal kesimden insanlar, emekçiler, işçiler ve birkaç aydın, ya da kökenleri veya üniversite eğitimi görmüş oldukları için aydın olarak nitelenebilecek kişiler, yani bizlerdik. Aramızdan bazıları, herkes değil.

Augusto Olivares: Başkan, işçi sınıfı sizlerin itimlerinizle uyum içerisinde, bu süreçte öncü rolü üstlendi. Bir sahne sorunu var. Bize biraz Şili geleneğinden, mücadele geleneğinden ve ülkenin üslubundan söz edebilir misiniz?

Salvador Allende: Tabii. Augusto Olivares’in sorusunu yanıtlayabilmek için, Fidel, sana Şili’nin mantıksal olarak, rejimin özellikleri itibariyle, işçi sınıfının örgütlenme olanağına sahip olduğunu söylemeliyim. Şili işçi hareketi emperyalizmin denetlediği bölgelerde doğdu. Tuzla’da sürekli bir antiemperyalist bilinç olması bundan kaynaklanmaktadır... Luis Recabarren sendikal alanda Şili işçi sınıfının ve proletarya mücadelelerinin örgütleyicisi, yönlendiricisi, yöneticisi idi ve bunlar, pek çok ülkede olduğu gibi, şiddetli baskılara yol açmaktaydı. Kuşkusuz, 1939’dan itibaren Birleşik Emekçiler Merkezi’nde birlik sağlandı, ama öncesinde köylüler ve işçiler kendi sınıf partilerini kurmuşlardı. Böylelikle, Latin Amerika’nın en eski Komünist Partisi’ne sahibiz, bu parti dünyadaki en eski KP’lerden biridir aynı zamanda ve üye sayısı açısından en güçlülerden biridir. Benzer tarzda, bir sınıf ve kitle partisi olan Sosyalist Parti, uluslararası konularda farklı görüşlere sahip olsa da, zaman zaman Komünist Parti’yle yalnızca diyaloga girmekle kalmadı, Şili’nin aslî sorunlarına karşı birlikte durma konusunda anlaşmaya vardılar. 1951’den bu yana Komünist ve Sosyalist partilerin Şili yaşamında yapısal değişikliklere yol açacak geniş bir hareketi olanaklı kılma kararlılığıyla bir sınıf projesi yolunda birlikte yürümeye koyulmaları böylelikle mümkün oldu. Bu nedenledir ki, bugün sendikal alanda işçi sınıfının birliği temelinde ve Sosyalist ve Komünist partiler üzerinden, Radikal Parti gibi, MAPU Birleşik Halk Hareketi gibi, Hıristiyan Sol gibi küçük ve orta burjuvazi kesimleri, bu sürece dahil oldular; bu ise Şili gerçekliği içerisinde değişim sürecinde belirleyici bir etken olmakta. Şili’de olup bitenler, emekçilerin siyasal arenada ve sendikal arenada örgütlediği mücadeleci mevcudiyet, az-çok bunlar, Fidel.

Augusto Olivares: Halkların tarih boyunca mücadelelerindeki motivasyonler büyük bir çeşitlilik sergiliyor. Siz, komutan, Küba halkının mücadele motivasyonunu nasıl tanımlayabilirsiniz?

Fidel Castro: En azından, kendi kavrayışımızla uyum içerisinde, tarihin büyük motorunun ezilen kitlelerin zalimlere karşı mücadelesi olduğunu söyleyelim. Bu durum, insan toplumunda sınıflar varolalı beri gayet iyi incelendi ve bilinmekte. Ülkemizde çifte motivasyondan söz edebiliriz: emperyalizmin boyunduruğu altında aşağılanan ülkemiz ve dahası, bu koşullarda yaşayan büyük bir topraksız köylü kitlesi, dehşet verici sefalet koşulları altında varlığını sürdüren, büyük bir sömürülen işçi kitlesi, nüfusun yoksul kesimlerinin her türlü sağlık hizmetinden yoksun olması, kusurlu bir eğitim sistemi ve çok düşük bir okur-yazarlık oranı, gençlik için perspektif yoksunluğu ve yüzbin işsiz. Yani, toplumsal durum umutsuzdu; halkımızın büyük motivasyonunun yaşam mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz.

Augusto Olivares: Başkan Allende, tüm dünya Şili politikasını dikkatle izliyor. Pek çok engele sahip bir deneyim bu. Bu engelleri nasıl tanımlayabilirsiniz?

Salvador Allende: Düşünebiliyor musun Fidel? Burjuva demokrasisi içerisinde, bu demokrasinin yasal kanallarıyla gerçekleşmesi gereken bir devrimin karşısındaki engelleri anlatabilmek için üç dakika...! Kuşkusuz mesafe kat ettiğimizi gayet iyi biliyorsun. Engeller. Nereden kaynaklanıyorlar? İlk elde, Kongre’nin ağırlık ve görev sahibi olduğu ve hükümetin çoğunluğa sahip olmadığı bir kurumsallık içerisindeki, yeterince deneyimli, zeki, kendi çıkarlarını gayet iyi savunabilen, emperyalizmden destekli bir oligarşiden. Buradan kaynaklanan güçlükler yeterince ciddi ve Şili devrimci sürecinin bu yasallık çerçevesi içerisinde Halk Birliği programının gereklerinin yerine getirilmesini her gün, her an engelliyorlar. Siz, sayın Augusto Olivares, bizim durumumuzdaki güçlüklerin aynı zamanda neyle ilişkili olduğunu gayet iyi bilirsiniz. Basın özgürlüğünden çok fazla bir şey olan basın özgürlüğüyle. Basın özgürlüğü nedir? Çarpıtmalar, yalanlar, hakaretler, ortalığı bulandırmalar. Dayandıkları iletişim araçları güçlü; yabancı çıkarlara, büyük ulusal çıkarlara göbekten bağlı gazeteciler var. Hayır. Girişimlerimizi yalnızca görmezden gelmekle kalmıyor, tekrar ediyorum, çarpıtıyorlar da. Halkımızın kazanımlarına biz saygı göstermeye çabalarken, halk hükümetine muhalefet bunlardan yararlanıp suistimal ediyor. Bu nedenle, ki bunu sen de gayet iyi söyledin, önümüzdeki güçlükler yeterince ağır...

Fidel Castro: Gerçekten de müthiş güçlükler!

Salvador Allende: Görüyorsun işte.

Augusto Olivares: Sayın Başkan, güçlüklere karşın mesafe alabiliyor musunuz?

Salvador Allende: Evet, ilerliyoruz. Söyledim: bakır bizim, demir bizim, tuzla bizim, çelik bizim; yani temel zenginlikleri halk için ele geçirdik.

Fidel Castro: Bir izlenim edindim, bu direniş klasik, ancak daha gelişkin süreçlerle yürüyor. Eğer mümkünse yoksul katmanların en geri kesimlerini ve orta katmanları demogojiyle kazanmayı hedefleyen, bizim faşist olarak nitelediğimiz bir süreç bu. Ortada bir soru var; bu çıkarlar Halk Birliği ve Şili halkının ileri götürmeyi arzuladığı yapısal değişimlere edilgince boyun eğecekler mi? Bu soruyu kuramsal açıdan irdeleyeceksek, direnmeleri, güçlü, hatta şiddet içerecek tarzda direnmeleri beklenmeli, bu bence, Şili’nin mevcut durumunda beklenmesi gereken bir şey. Kuşkusuz benimkisi, çok farklı koşullardaki bir ülkeden gelen bir ziyaretçinin kanısı. Bir dünyadan başkasına yolculuk yapmak gibi.

Salvador Allende: Söylediklerin bence de çok doğru; devrimciler asla şiddete başvurmadılar. Şiddeti isteyenler, çıkarları devrimle zedelenen kesimler; onlar bir karşıdevrim beklentisinde.

Fidel Castro: Sistemi şiddetle sürdürdüler, şiddet yoluyla savunacaklar.

Salvador Allende: Aynen öyle.

Augusto Olivares: Komutan, hem siz, hem de Başkan Allende Şili devrim sürecinin karşı karşıya olduğu engellere değindiniz. Küba devrim sürecinin karşılaştığı engellerden de söz edebilir misiniz?

Fidel Castro: Mücadelemiz iktidarı vahşi bir baskıyla sürdüren tiranca ve kanlı bir rejim içerisinde başladı; siyasal koşullar Şili’deki durumdan çok farklıydı.

Salvador Allende: Tümüyle farklı.

Fidel Castro: Böylelikle, devrimci bir gerilla hareketi gelişti, iktidara halkın muzaffer savaşıyla geçtik. Mücadeleler, direnişler oldu, ama bizim önümüzdeki engel dışarıdan gelmekteydi, çünkü doğrudan emperyalist çıkarlarla çatışıyorduk. Bu nedenle emperyalizm ülkemizde muhalefetin temel unsuru oldu, müthiş bir direniş sergiledi. Dahası, iç etkenleri de kullanmaktan geri kalmadı: sınıflar, toprak sahipleri, en gerici unsurlar; verili bir anda ideolojik olan, ama uzun yıllar boyu şiddete dayanan bir mücadele için onları örgütleyip tahkim ettiler.

Augusto Olivares: Fidel yoldaş, orada da emperyalizm toprağı denetimi altına almış mıydı?

Fidel Castro: Emperyalizm toprağı denetimi altına almıştı. Bizim bakırımız şeker kamışıdır. Ve şeker kamışı en iyi topraklara dikilir; en iyi topraklarsa United Fruit Company ve bir çok başka ABD şirketinin elindeydi; öyle ki Tarım Reformu Yasamız bizi doğrudan emperyalist çıkarlarla karşı karşıya getirdi.

Augusto Olivares: Bu soruyu durum farklı olduğu için soruyorum: burada madenleri denetim altında tutuyorlardı, orada toprakları.

Fidel Castro: Aynen. Fark şu ki, bizler Başkan’ın sözünü ettiği engellerle karşı karşıya değildik, bu, tartışmasız. Bizim önümüzde, emperyalizmle on üç yıl süren doğrudan bir çatışma vardı.

Augusto Olivares: Sayın Başkan, Başbakan Fidel Castro’nun ziyaretiyle aynı zamanda, hükümetinize karşı olan kesimlerin ayaklanma girişimi gerçekleşti. Ne düşünüyorsunuz?

Fidel Castro: Ne incelikli bir niteleme: hükümetinize karşı kesimler...

Salvador Allende: Düşünebiliyor musun, Fidel?

Augusto Olivares: Bence nesnel, Komutan, bir soru sormam gerek...

 Fidel Castro: Peki, bu sürecin antitezini de aynı incelikle nitelenmesini de nesnel olarak niteler misin?

Augusto Olivares: Tam da bunu sormaya çalışıyordum. Şili’de karşıdevrim başarılı olursa ne olur sizce, sayın Başkan?

Salvador Allende: Öncelikle, sizin de dediğiniz gibi, Augusto Olivares, süreç Fidel Castro’nun ziyaretiyle tırmanışa geçti. Bu, mantıklı.

Fidel Castro: Yani suçlu benim.

Salvador Allende: Tabii ki hayır, ama Küba’nın varlığının ve Fidel Castro’nun Şili’de bulunmasının ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorlar. Latin Amerika’da devrimci süreci neyin canlandıracağının bilincindeler. Halklarımızın birliğinin, halkların bağımlılıktan kurtulma yolundaki irade ve kararlılığını güçlendirecek tartışmasız bir etken olduğu konusunda deneyimleri var. Dahası bu, tartışmasız olarak Küba’nın kasıtlı tecridini kırma yolunda atılmış bir adım. Olanların nedeni bu. Dahası, Fidel, başarın, madencilerin, köylülerin, askerlerin, işçilerin, rahiplerin seninle diyaloga girmesi, büyük kitle gösterileri olgusu, onları derinden yaraladı. Kuşkusuz, Küba devrimine duyulan sıcaklık ve sevgi, ama aynı zamanda temelde hükümetin desteği de; çünkü senin burada olmanı olanaklı kılan, halk hükümeti değil mi?

Fidel Castro: Tabii ki. Ama sana bir şey söyleyeceğim: hiç kuşkusuz ki tüm bunların arkasında emperyalizmin parmağı var. Sana nasıl davrandığı konusunda yeterince deneyimli olduğumuzu söylüyorum. Bu olayların tırmandırılması, bazı taktikler, tam da ziyaret sırasında, dünyanın büyük bölümünün gözü aramızdaki diyalogun, halklarımız, süreçlerimiz arasındaki buluşmanın sonuçları üzerinde kilitlenmişken, dikkatleri belirli tipte sorunlara doğru saptırmaya çalışıyorlar. Benim en ufak bir kuşkum yok, tüm olanların arkasında emperyalizmin parmağı var.

Salvador Allende: Halk hükümette. Eğer bu hükümeti devirmeyi başarırlarsa, bunu kaos, şiddet ve kardeşlerin boğazlaşması izler...

Fidel Castro: Ve de faşizm.

Salvador Allende: Devrime son vermek için tüm bu süreçlerin arkasında olan, yıkım anlamına gelen emperyalizm, Şili’ye çıkartma yapamaz. Şili’ye maddî olarak müdahale edemeyecek. Ama başka yollar arıyor: gerici grupları cesaretlendirmek, faşist grupları beslemek gibi; ve demogojiye başvurarak toplumsal bilinç düzeyi düşük grupları harekete geçiriyorlar. Ama halkın sert ve amansız bir tepki vereceğinden eminim, ve kendi adıma, tamamlayacağım bir görevim var. Kişisel bir kapris uğruna burada değilim. Tüm yaşamım boyunca mücadeleci oldum. Tüm gücümü ve yetilerimi sosyalizm yolunu olanaklı kılmaya adadım. Halkın bana verdiği bu görevi tamamlayacağım. Bunu ödünsüz olarak yerine getireceğim. Şili’nin siyasal bilincine vaad ettiğimiz programı tamamlayacağım. Toplumsal şiddete başvuranlar, siyasal şiddet başlatırlarsa, eğer faşizm devrim yapmayı savlayanlara karşı her zamanki yollara başvurmaya kalkışırsa, bizim tepkimizi ve ödünsüz kararlılığımı bulacaklar karşılarında. Görevim sona erdiğinde, Cumhurbaşkanlığını bırakacağım. Dün de söylediğim gibi, beni durdurmak için kurşunlarla delik deşik etmeleri gerek. Ulusal gurur içerisinde, saygın bir yaşam sürdürmelerine olanak sağlayacak dönüşümleri gerçekleştirme ve Şili’yi kendi yazgısının efendisi, bağımsız bir ülke kılma yolundaki haklı davasında Şili halkını savunuyorum. Bunun açık bir konum olduğu kanısındayım.

Fidel Castro: Bu söylediklerini gerçekten takdir ediyorum. Bunlar halk için bir sancak olacak. Yöneticiler ölümü göze aldıklarında, halk da ölümü ve gerekeni yapmayı göze alır. Bu tüm devrimci siyasal süreçlerde asli bir etken olagelmiştir.

Augusto Olivares: Komutan, hem Başkan Allende, hem de siz, ülkelerin devrimci süreçlerinde başlıca düşman olarak emperyalizme işaret ettiniz; Küba sürecinin ABD’den doksan mil uzaklıkta hayatta kalabilmesi neredeyse açıklanması mümkün olmayan bir olay olarak kalıyor. Bu sürecin özelliklerini nasıl tanımlayabilirsiniz?

Fidel Castro: Siyasal silahlar, askerî silahlar, iktisadî silahlar kullandılar, ama bizler halkı, aralarında bölücü hiçbir etkene yer vermeyecek şekilde birleştirmeyi başardık; büyük bir eşitlik, büyük bir birlik yarattık. Halkımız, kadınlar ve erkekler mücadeleye hazır; ülkemizde kadınlar ve erkekler, kanlarının son damlasına dek savaşmaya hazırlar. Bunu emperyalizm de biliyor ve bize bu nedenle saygı duyuyor. Ve devrimi yenilgiye uğratabileceğine ilişkin en küçük bir ihtimal dahi görmüyorum. Her durumda, bunun için tüm ülkeyi yakıp yıkması gerekecek. En yiğit bağımsızlık savaşçılarımızdan Antonio Macco bu konuda şöyle söylüyor: “kim ki Küba’yı ele geçirmeye kalkışırsa, toprağının kanla sulanmış tozundan başka bir şey bulamayacak; o da, mücadele sırasında yok olmamışsa.”

Augusto Olivares: Başkan Allende ve Komutan Castro, pek çok vesileyle Küba’da buluştunuz; ama Şili iki yönetici olarak buluşmanıza ilk kez sahne oluyor. Tüm dünyanın gözü, yaptığınız görüşmeler, Komutan Castro’nun ziyareti üzerinde. Özellikle Latin Amerika ön planda. Sayın Başkan, devrimci süreçteki iki halkın yöneticileri olarak bu buluşmanızın sömürülen Latin Amerika bağlamındaki anlamı sizce nedir?

Salvador Allende: Gerçek şu ki, Küba ve Şili’nin geri kalan Latin Amerika halklarının da girişmesi gereken bir sürecin öncüleri olduğunu göz önünde bulundurmamız gerek. Ekleyeyim, diğer tüm sömürülen halkların da. Ama Latin Amerika yalnızca umut kıtası olmayı sürdüremez. İktisaden bağımlı, siyaseten boyunduruk altındaki ülkelerimizi sınaî kapitalizm ülkelerinden ve sosyalist ülkelerden ayıran mesafenin ne anlama geldiği üzerinde düşünmek gerek. Latin Amerika, iktidar ve zenginlikleri elinde tutan bir azınlık ile kültürün, sağlığın, geçimin, beslenmenin, dinlenmenin saçaklarında yaşayan büyük kitleler arasındaki devasa farklılıkları sürdüremez. Bunu pek çok kez söyledik, bir tek rakam vermek yeterli olacaktır: Latin Amerika’da yirmi milyondan fazla insan değişim aracı olarak parayı tanımıyor; Latin Amerika’da yüz kırk milyon kişi yarı okur-yazar durumda ya da okur-yazar değil, Latin Amerika’da on dokuz milyon kişi geçim sınırının altında yaşıyor; Latin Amerikalıların yüzde elli üçü yetersiz besleniyor; Latin Amerika’da on yedi milyon işsiz var, dahası altmış milyondan fazla kişi yalnızca geçici işlerde çalışıyor. Üstüne üstlük, kapitalist rejim yetersizliğini gözler önüne seriyor; temel özelliğinin insanın insanı sömürmesi oluşu kriz yaratmakta. Latin Amerika dünyanın, iktisadî, ahlâkî ve siyasal açıdan çatırdadığı bir dönemde var olma şansına sahiptir. Ve kıtanın kaynakları, bağımsızlığımızın öde gelen isimlerinin düşlediği gibi halklar müdahale olanağına kavuştuğunda, halklar hükümeti ele geçirdiğinde, emperyalizmin işbirlikçisi eski oligarşileri tasfiye ettiklerinde, kıta halkı Latin Amerika’da sesini yükselttiğinde, kendilerini ortaya koymalı. Her bir yolun, her ülkenin özelliklerine uygun olarak, bu irade ortaya çıkmakta, yalnızca bu kıtada değil, başka kıtalarda da kendini tartışmasız biçimde ortaya koymakta. Pek çok kez söyledik; Vietnam’da düşenler yalnızca kendi vatanları için değil, aynı zamanda dünyanın tüm sömürülenleri ve başkaldıranları için veriyorlar canlarını. Küba’da düşenler bugünün Küba’sını, Latin Amerika’nın ilk Özgür Toprağını olanaklı kılmak için zorlu ve fedakarlık dolu bir yolu işaret ettiler bize. Yıllardır Şili’de düşenler de benzer bir devrimci süreci oluşturuyorlar. Dünyanın sömürülen halkları yaşam haklarının bilincine varıyorlar ve bu nedenle de cepheleşme bizim sınırlarımızın çok ötesinde ve evrensel bir düzlemde gerçekleşecek. Ama Latin Amerika bir gün bugüne dek boyunduruk altında yaşayan bir halka yaraşır bir sese kavuşacak ve yarın bu, bu kıtanın özgür sesi olacak.

Fidel Castro: Bu kıtanın rahminde Devrim denilen bir yaratığı taşıdığını, onun yolda olduğunu ve biyolojik yasa gereği, toplumsal yasa gereği, tarihin yasası gereği doğmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Şu ya da bu biçimde doğacak. Doğum ya kurumsal, yani hastanede olacak ya da evde. Doğumu ya usta doktorlar gerçekleştirecek, ya da ebe. Ama nasıl olursa olsun, doğacak.

 

NOTLAR

* “Allende-Fidel, El diálogue de América. C. Korol (der.) El Socialismo Latinoamericano, Un recorrido hasta nuestros tiempos, Ediciones Madres de Plaza de Mayo, Buenos Aires, 2006, ss.155-164. Revista América Libre, 21.2003’ten alınmıştır. www.nodo50.org/americalibre. Türkçesi: Sibel Özbudun.

** Bu diyalog La Moneda’da Allende’nin yanında sonuna dek direnen ve 11 Eylül 1973 günü onunla birlikte yaşamını yitiren gazeteci Augusto Olivares’in girişimiyle Fidel’in Şili’yi ziyareti sırasında, 1971’de gerçekleştirilmiştir.

 

ÖTEKİ

SOSYALİST BELLEK YAZILARI:

JORGE SHAFİK HANDAL

El Salvador: Mücadele Sürüyor

 

LATİN AMERİKA

KOLOMBİYA

Sibel Özbudun - Temel Demirer

Kesintisiz Başkaldırı Coğrafyası: Kolombiya

EL SALVADOR

Jorge Shafik Handal

El Salvador: Mücadele Sürüyor

ŞİLİ / KÜBA

Augusto Olivares

Allende ile Fidel’in Amerika Diyaloğu

ARJANTİN

Mario Roberto Santucho

Burjuva İktidarı ve Devrimci İktidar

 

 

 

 

 

 
     

     

Devrim Yolunda

KURTULUŞ

 
     

dergi@devrimyolundakurtulus.net

 
SAYILAR:
      4 2008 ŞUBAT İKİ HALKIN MÜCADELE BİRLİĞİ  
      3 2007 EKİM KÜRT SORUNU TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ SORUNUDUR  
      2 2007 EYLÜL DEVRİM VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ TOPARLANMALI  
      1 2007 AĞUSTOS MİLİTARİZM SANDALINDAKİ KARA DELİK