|
SOSYALİST BELLEK
Allende ile Fidel'in Amerika Diyaloğu*
AUGUSTO OLIVARES**
ÇEVİREN: SİBEL ÖZBUDUN
Augusto Olivares: Dünyada pek çok
insan, nicedir Küba Başbakanı, Komutan Fidel Castro ile Şili Devlet
Başkanı doktor Salvador Allende’yi yakından, birlikte görmeyi arzuluyordu.
Şu sıralarda tüm dünyanın ilgisini çeken bu olayın Latin Amerika’da
gerçekleşmiş olması ilginçtir. Komutan Fidel Castro Şili’ye vardığından bu
yana çok sayıda gazeteci dünya siyasetinin bu iki figürü arasında bir
söyleşiyi nasıl gerçekleştirebileceklerini düşünüyordu; onları dünyayı
ilgilendiren temalar üzerinde konuşmak üzere yan yana getirme olanağı
burada doğdu. Başkan Allende, yalnızca Şili’de değil, tüm dünyada “Şili
tarzı”ndan söz ediliyor. “Şili tarzı” olarak adlandırılagelen bu siyasal
kavramı siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Salvador Allende: Kurtuluş mücadelesi
veren halklar, mantıksal olarak, kendilerini dönüşüme götürecek taktikler
ve stratejiyi kendi gerçekliklerine uyarlamak durumundadır. Özellikleri,
tarihiyle Şili, burjuva kurumsallığının tam olarak işlediği ve bu burjuva
yasallığı içerisinde halkın kazanımlarını ilerletip izlediği,
bilinçlendiği, Şili’nin kapitalist rejimler ve reformizm altında iktisadî
bağımsızlığına kavuşamayacağını, daha yüksek yaşam ve varoluş boyutlarına
ulaşamayacağını anladığı bir ülkedir.
Augusto Olivares: Komutan Castro,
Başkan Allende’nin söyledikleriyle ilişkili olarak, işçi sınıfının Küba
devrimiyle nasıl bütünleştiği ve işçi sınıfının devrim savunuculuğunu
nasıl üstlendiği konularını derinleştirmekte yarar var.
Fidel Castro: Bu sorunu, bu şeyi biz
kararlaştırdık. Küçük bir grubun başlattığı silahlı gerilla mücadelesi,
tarihin büyük motoru olan kitleleri harekete geçiren küçük bir motor
görevi gördü. Fría’nın yolsuzluğa batmış hükümetinden Batista’nın tiran
hükümetine, son hükümetler boyunca Küba işçi sınıfı resmî yöneticilerin
denetimi altındaydı; zamanla sendikalara saldırılar başladı, komünist
yöneticiler, dürüst işçi önderleri öldürüldü. Bu durumda, Devrim zafere
ulaştığında, çok özel bir durum çıktı ortaya. Resmi bir işçi yönetimi
yoktu, ama kendisi de işçiler, militanlarca yönetilen devrimci hareket
işçi sınıfının tam desteğini sağladı. Gerilla askerlerimiz kırsal kesimden
insanlar, emekçiler, işçiler ve birkaç aydın, ya da kökenleri veya
üniversite eğitimi görmüş oldukları için aydın olarak nitelenebilecek
kişiler, yani bizlerdik. Aramızdan bazıları, herkes değil.
Augusto Olivares: Başkan, işçi sınıfı
sizlerin itimlerinizle uyum içerisinde, bu süreçte öncü rolü üstlendi. Bir
sahne sorunu var. Bize biraz Şili geleneğinden, mücadele geleneğinden ve
ülkenin üslubundan söz edebilir misiniz?
Salvador Allende: Tabii. Augusto
Olivares’in sorusunu yanıtlayabilmek için, Fidel, sana Şili’nin mantıksal
olarak, rejimin özellikleri itibariyle, işçi sınıfının örgütlenme
olanağına sahip olduğunu söylemeliyim. Şili işçi hareketi emperyalizmin
denetlediği bölgelerde doğdu. Tuzla’da sürekli bir antiemperyalist bilinç
olması bundan kaynaklanmaktadır... Luis Recabarren sendikal alanda Şili
işçi sınıfının ve proletarya mücadelelerinin örgütleyicisi,
yönlendiricisi, yöneticisi idi ve bunlar, pek çok ülkede olduğu gibi,
şiddetli baskılara yol açmaktaydı. Kuşkusuz, 1939’dan itibaren Birleşik
Emekçiler Merkezi’nde birlik sağlandı, ama öncesinde köylüler ve işçiler
kendi sınıf partilerini kurmuşlardı. Böylelikle, Latin Amerika’nın en eski
Komünist Partisi’ne sahibiz, bu parti dünyadaki en eski KP’lerden biridir
aynı zamanda ve üye sayısı açısından en güçlülerden biridir. Benzer
tarzda, bir sınıf ve kitle partisi olan Sosyalist Parti, uluslararası
konularda farklı görüşlere sahip olsa da, zaman zaman Komünist Parti’yle
yalnızca diyaloga girmekle kalmadı, Şili’nin aslî sorunlarına karşı
birlikte durma konusunda anlaşmaya vardılar. 1951’den bu yana Komünist ve
Sosyalist partilerin Şili yaşamında yapısal değişikliklere yol açacak
geniş bir hareketi olanaklı kılma kararlılığıyla bir sınıf projesi yolunda
birlikte yürümeye koyulmaları böylelikle mümkün oldu. Bu nedenledir ki,
bugün sendikal alanda işçi sınıfının birliği temelinde ve Sosyalist ve
Komünist partiler üzerinden, Radikal Parti gibi, MAPU Birleşik Halk
Hareketi gibi, Hıristiyan Sol gibi küçük ve orta burjuvazi kesimleri, bu
sürece dahil oldular; bu ise Şili gerçekliği içerisinde değişim sürecinde
belirleyici bir etken olmakta. Şili’de olup bitenler, emekçilerin siyasal
arenada ve sendikal arenada örgütlediği mücadeleci mevcudiyet, az-çok
bunlar, Fidel.
Augusto Olivares: Halkların tarih
boyunca mücadelelerindeki motivasyonler büyük bir çeşitlilik sergiliyor.
Siz, komutan, Küba halkının mücadele motivasyonunu nasıl
tanımlayabilirsiniz?
Fidel Castro: En azından, kendi
kavrayışımızla uyum içerisinde, tarihin büyük motorunun ezilen kitlelerin
zalimlere karşı mücadelesi olduğunu söyleyelim. Bu durum, insan toplumunda
sınıflar varolalı beri gayet iyi incelendi ve bilinmekte. Ülkemizde çifte
motivasyondan söz edebiliriz: emperyalizmin boyunduruğu altında aşağılanan
ülkemiz ve dahası, bu koşullarda yaşayan büyük bir topraksız köylü
kitlesi, dehşet verici sefalet koşulları altında varlığını sürdüren, büyük
bir sömürülen işçi kitlesi, nüfusun yoksul kesimlerinin her türlü sağlık
hizmetinden yoksun olması, kusurlu bir eğitim sistemi ve çok düşük bir
okur-yazarlık oranı, gençlik için perspektif yoksunluğu ve yüzbin işsiz.
Yani, toplumsal durum umutsuzdu; halkımızın büyük motivasyonunun yaşam
mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz.
Augusto Olivares: Başkan Allende, tüm
dünya Şili politikasını dikkatle izliyor. Pek çok engele sahip bir deneyim
bu. Bu engelleri nasıl tanımlayabilirsiniz?
Salvador Allende: Düşünebiliyor musun
Fidel? Burjuva demokrasisi içerisinde, bu demokrasinin yasal kanallarıyla
gerçekleşmesi gereken bir devrimin karşısındaki engelleri anlatabilmek
için üç dakika...! Kuşkusuz mesafe kat ettiğimizi gayet iyi biliyorsun.
Engeller. Nereden kaynaklanıyorlar? İlk elde, Kongre’nin ağırlık ve görev
sahibi olduğu ve hükümetin çoğunluğa sahip olmadığı bir kurumsallık
içerisindeki, yeterince deneyimli, zeki, kendi çıkarlarını gayet iyi
savunabilen, emperyalizmden destekli bir oligarşiden. Buradan kaynaklanan
güçlükler yeterince ciddi ve Şili devrimci sürecinin bu yasallık çerçevesi
içerisinde Halk Birliği programının gereklerinin yerine getirilmesini her
gün, her an engelliyorlar. Siz, sayın Augusto Olivares, bizim
durumumuzdaki güçlüklerin aynı zamanda neyle ilişkili olduğunu gayet iyi
bilirsiniz. Basın özgürlüğünden çok fazla bir şey olan basın özgürlüğüyle.
Basın özgürlüğü nedir? Çarpıtmalar, yalanlar, hakaretler, ortalığı
bulandırmalar. Dayandıkları iletişim araçları güçlü; yabancı çıkarlara,
büyük ulusal çıkarlara göbekten bağlı gazeteciler var. Hayır.
Girişimlerimizi yalnızca görmezden gelmekle kalmıyor, tekrar ediyorum,
çarpıtıyorlar da. Halkımızın kazanımlarına biz saygı göstermeye
çabalarken, halk hükümetine muhalefet bunlardan yararlanıp suistimal
ediyor. Bu nedenle, ki bunu sen de gayet iyi söyledin, önümüzdeki
güçlükler yeterince ağır...
Fidel Castro: Gerçekten de müthiş
güçlükler!
Salvador Allende: Görüyorsun işte.
Augusto Olivares: Sayın Başkan,
güçlüklere karşın mesafe alabiliyor musunuz?
Salvador Allende: Evet, ilerliyoruz.
Söyledim: bakır bizim, demir bizim, tuzla bizim, çelik bizim; yani temel
zenginlikleri halk için ele geçirdik.
Fidel Castro: Bir izlenim edindim, bu
direniş klasik, ancak daha gelişkin süreçlerle yürüyor. Eğer mümkünse
yoksul katmanların en geri kesimlerini ve orta katmanları demogojiyle
kazanmayı hedefleyen, bizim faşist olarak nitelediğimiz bir süreç bu.
Ortada bir soru var; bu çıkarlar Halk Birliği ve Şili halkının ileri
götürmeyi arzuladığı yapısal değişimlere edilgince boyun eğecekler mi? Bu
soruyu kuramsal açıdan irdeleyeceksek, direnmeleri, güçlü, hatta şiddet
içerecek tarzda direnmeleri beklenmeli, bu bence, Şili’nin mevcut
durumunda beklenmesi gereken bir şey. Kuşkusuz benimkisi, çok farklı
koşullardaki bir ülkeden gelen bir ziyaretçinin kanısı. Bir dünyadan
başkasına yolculuk yapmak gibi.
Salvador Allende: Söylediklerin bence
de çok doğru; devrimciler asla şiddete başvurmadılar. Şiddeti isteyenler,
çıkarları devrimle zedelenen kesimler; onlar bir karşıdevrim
beklentisinde.
Fidel Castro: Sistemi şiddetle
sürdürdüler, şiddet yoluyla savunacaklar.
Salvador Allende: Aynen öyle.
Augusto Olivares: Komutan, hem siz,
hem de Başkan Allende Şili devrim sürecinin karşı karşıya olduğu engellere
değindiniz. Küba devrim sürecinin karşılaştığı engellerden de söz edebilir
misiniz?
Fidel Castro: Mücadelemiz iktidarı
vahşi bir baskıyla sürdüren tiranca ve kanlı bir rejim içerisinde başladı;
siyasal koşullar Şili’deki durumdan çok farklıydı.
Salvador Allende: Tümüyle farklı.
Fidel Castro: Böylelikle, devrimci bir
gerilla hareketi gelişti, iktidara halkın muzaffer savaşıyla geçtik.
Mücadeleler, direnişler oldu, ama bizim önümüzdeki engel dışarıdan
gelmekteydi, çünkü doğrudan emperyalist çıkarlarla çatışıyorduk. Bu
nedenle emperyalizm ülkemizde muhalefetin temel unsuru oldu, müthiş bir
direniş sergiledi. Dahası, iç etkenleri de kullanmaktan geri kalmadı:
sınıflar, toprak sahipleri, en gerici unsurlar; verili bir anda ideolojik
olan, ama uzun yıllar boyu şiddete dayanan bir mücadele için onları
örgütleyip tahkim ettiler.
Augusto Olivares: Fidel yoldaş, orada
da emperyalizm toprağı denetimi altına almış mıydı?
Fidel Castro: Emperyalizm toprağı
denetimi altına almıştı. Bizim bakırımız şeker kamışıdır. Ve şeker kamışı
en iyi topraklara dikilir; en iyi topraklarsa United Fruit Company ve bir
çok başka ABD şirketinin elindeydi; öyle ki Tarım Reformu Yasamız bizi
doğrudan emperyalist çıkarlarla karşı karşıya getirdi.
Augusto Olivares: Bu soruyu durum
farklı olduğu için soruyorum: burada madenleri denetim altında
tutuyorlardı, orada toprakları.
Fidel Castro: Aynen. Fark şu ki,
bizler Başkan’ın sözünü ettiği engellerle karşı karşıya değildik, bu,
tartışmasız. Bizim önümüzde, emperyalizmle on üç yıl süren doğrudan bir
çatışma vardı.
Augusto Olivares: Sayın Başkan,
Başbakan Fidel Castro’nun ziyaretiyle aynı zamanda, hükümetinize karşı
olan kesimlerin ayaklanma girişimi gerçekleşti. Ne düşünüyorsunuz?
Fidel Castro: Ne incelikli bir
niteleme: hükümetinize karşı kesimler...
Salvador Allende: Düşünebiliyor musun,
Fidel?
Augusto Olivares: Bence nesnel,
Komutan, bir soru sormam gerek...
Fidel Castro: Peki, bu sürecin
antitezini de aynı incelikle nitelenmesini de nesnel olarak niteler misin?
Augusto Olivares: Tam da bunu sormaya
çalışıyordum. Şili’de karşıdevrim başarılı olursa ne olur sizce, sayın
Başkan?
Salvador Allende: Öncelikle, sizin de
dediğiniz gibi, Augusto Olivares, süreç Fidel Castro’nun ziyaretiyle
tırmanışa geçti. Bu, mantıklı.
Fidel Castro: Yani suçlu benim.
Salvador Allende: Tabii ki hayır, ama
Küba’nın varlığının ve Fidel Castro’nun Şili’de bulunmasının ne anlama
geldiğini gayet iyi biliyorlar. Latin Amerika’da devrimci süreci neyin
canlandıracağının bilincindeler. Halklarımızın birliğinin, halkların
bağımlılıktan kurtulma yolundaki irade ve kararlılığını güçlendirecek
tartışmasız bir etken olduğu konusunda deneyimleri var. Dahası bu,
tartışmasız olarak Küba’nın kasıtlı tecridini kırma yolunda atılmış bir
adım. Olanların nedeni bu. Dahası, Fidel, başarın, madencilerin,
köylülerin, askerlerin, işçilerin, rahiplerin seninle diyaloga girmesi,
büyük kitle gösterileri olgusu, onları derinden yaraladı. Kuşkusuz, Küba
devrimine duyulan sıcaklık ve sevgi, ama aynı zamanda temelde hükümetin
desteği de; çünkü senin burada olmanı olanaklı kılan, halk hükümeti değil
mi?
Fidel Castro: Tabii ki. Ama sana bir
şey söyleyeceğim: hiç kuşkusuz ki tüm bunların arkasında emperyalizmin
parmağı var. Sana nasıl davrandığı konusunda yeterince deneyimli
olduğumuzu söylüyorum. Bu olayların tırmandırılması, bazı taktikler, tam
da ziyaret sırasında, dünyanın büyük bölümünün gözü aramızdaki diyalogun,
halklarımız, süreçlerimiz arasındaki buluşmanın sonuçları üzerinde
kilitlenmişken, dikkatleri belirli tipte sorunlara doğru saptırmaya
çalışıyorlar. Benim en ufak bir kuşkum yok, tüm olanların arkasında
emperyalizmin parmağı var.
Salvador Allende: Halk hükümette. Eğer
bu hükümeti devirmeyi başarırlarsa, bunu kaos, şiddet ve kardeşlerin
boğazlaşması izler...
Fidel Castro: Ve de faşizm.
Salvador Allende: Devrime son vermek
için tüm bu süreçlerin arkasında olan, yıkım anlamına gelen emperyalizm,
Şili’ye çıkartma yapamaz. Şili’ye maddî olarak müdahale edemeyecek. Ama
başka yollar arıyor: gerici grupları cesaretlendirmek, faşist grupları
beslemek gibi; ve demogojiye başvurarak toplumsal bilinç düzeyi düşük
grupları harekete geçiriyorlar. Ama halkın sert ve amansız bir tepki
vereceğinden eminim, ve kendi adıma, tamamlayacağım bir görevim var.
Kişisel bir kapris uğruna burada değilim. Tüm yaşamım boyunca mücadeleci
oldum. Tüm gücümü ve yetilerimi sosyalizm yolunu olanaklı kılmaya adadım.
Halkın bana verdiği bu görevi tamamlayacağım. Bunu ödünsüz olarak yerine
getireceğim. Şili’nin siyasal bilincine vaad ettiğimiz programı
tamamlayacağım. Toplumsal şiddete başvuranlar, siyasal şiddet
başlatırlarsa, eğer faşizm devrim yapmayı savlayanlara karşı her zamanki
yollara başvurmaya kalkışırsa, bizim tepkimizi ve ödünsüz kararlılığımı
bulacaklar karşılarında. Görevim sona erdiğinde, Cumhurbaşkanlığını
bırakacağım. Dün de söylediğim gibi, beni durdurmak için kurşunlarla delik
deşik etmeleri gerek. Ulusal gurur içerisinde, saygın bir yaşam
sürdürmelerine olanak sağlayacak dönüşümleri gerçekleştirme ve Şili’yi
kendi yazgısının efendisi, bağımsız bir ülke kılma yolundaki haklı
davasında Şili halkını savunuyorum. Bunun açık bir konum olduğu
kanısındayım.
Fidel Castro: Bu söylediklerini
gerçekten takdir ediyorum. Bunlar halk için bir sancak olacak. Yöneticiler
ölümü göze aldıklarında, halk da ölümü ve gerekeni yapmayı göze alır. Bu
tüm devrimci siyasal süreçlerde asli bir etken olagelmiştir.
Augusto Olivares: Komutan, hem Başkan
Allende, hem de siz, ülkelerin devrimci süreçlerinde başlıca düşman olarak
emperyalizme işaret ettiniz; Küba sürecinin ABD’den doksan mil uzaklıkta
hayatta kalabilmesi neredeyse açıklanması mümkün olmayan bir olay olarak
kalıyor. Bu sürecin özelliklerini nasıl tanımlayabilirsiniz?
Fidel Castro: Siyasal silahlar, askerî
silahlar, iktisadî silahlar kullandılar, ama bizler halkı, aralarında
bölücü hiçbir etkene yer vermeyecek şekilde birleştirmeyi başardık; büyük
bir eşitlik, büyük bir birlik yarattık. Halkımız, kadınlar ve erkekler
mücadeleye hazır; ülkemizde kadınlar ve erkekler, kanlarının son damlasına
dek savaşmaya hazırlar. Bunu emperyalizm de biliyor ve bize bu nedenle
saygı duyuyor. Ve devrimi yenilgiye uğratabileceğine ilişkin en küçük bir
ihtimal dahi görmüyorum. Her durumda, bunun için tüm ülkeyi yakıp yıkması
gerekecek. En yiğit bağımsızlık savaşçılarımızdan Antonio Macco bu konuda
şöyle söylüyor: “kim ki Küba’yı ele geçirmeye kalkışırsa, toprağının kanla
sulanmış tozundan başka bir şey bulamayacak; o da, mücadele sırasında yok
olmamışsa.”
Augusto Olivares: Başkan Allende ve
Komutan Castro, pek çok vesileyle Küba’da buluştunuz; ama Şili iki
yönetici olarak buluşmanıza ilk kez sahne oluyor. Tüm dünyanın gözü,
yaptığınız görüşmeler, Komutan Castro’nun ziyareti üzerinde. Özellikle
Latin Amerika ön planda. Sayın Başkan, devrimci süreçteki iki halkın
yöneticileri olarak bu buluşmanızın sömürülen Latin Amerika bağlamındaki
anlamı sizce nedir?
Salvador Allende: Gerçek şu ki, Küba
ve Şili’nin geri kalan Latin Amerika halklarının da girişmesi gereken bir
sürecin öncüleri olduğunu göz önünde bulundurmamız gerek. Ekleyeyim, diğer
tüm sömürülen halkların da. Ama Latin Amerika yalnızca umut kıtası olmayı
sürdüremez. İktisaden bağımlı, siyaseten boyunduruk altındaki ülkelerimizi
sınaî kapitalizm ülkelerinden ve sosyalist ülkelerden ayıran mesafenin ne
anlama geldiği üzerinde düşünmek gerek. Latin Amerika, iktidar ve
zenginlikleri elinde tutan bir azınlık ile kültürün, sağlığın, geçimin,
beslenmenin, dinlenmenin saçaklarında yaşayan büyük kitleler arasındaki
devasa farklılıkları sürdüremez. Bunu pek çok kez söyledik, bir tek rakam
vermek yeterli olacaktır: Latin Amerika’da yirmi milyondan fazla insan
değişim aracı olarak parayı tanımıyor; Latin Amerika’da yüz kırk milyon
kişi yarı okur-yazar durumda ya da okur-yazar değil, Latin Amerika’da on
dokuz milyon kişi geçim sınırının altında yaşıyor; Latin Amerikalıların
yüzde elli üçü yetersiz besleniyor; Latin Amerika’da on yedi milyon işsiz
var, dahası altmış milyondan fazla kişi yalnızca geçici işlerde çalışıyor.
Üstüne üstlük, kapitalist rejim yetersizliğini gözler önüne seriyor; temel
özelliğinin insanın insanı sömürmesi oluşu kriz yaratmakta. Latin Amerika
dünyanın, iktisadî, ahlâkî ve siyasal açıdan çatırdadığı bir dönemde var
olma şansına sahiptir. Ve kıtanın kaynakları, bağımsızlığımızın öde gelen
isimlerinin düşlediği gibi halklar müdahale olanağına kavuştuğunda,
halklar hükümeti ele geçirdiğinde, emperyalizmin işbirlikçisi eski
oligarşileri tasfiye ettiklerinde, kıta halkı Latin Amerika’da sesini
yükselttiğinde, kendilerini ortaya koymalı. Her bir yolun, her ülkenin
özelliklerine uygun olarak, bu irade ortaya çıkmakta, yalnızca bu kıtada
değil, başka kıtalarda da kendini tartışmasız biçimde ortaya koymakta. Pek
çok kez söyledik; Vietnam’da düşenler yalnızca kendi vatanları için değil,
aynı zamanda dünyanın tüm sömürülenleri ve başkaldıranları için veriyorlar
canlarını. Küba’da düşenler bugünün Küba’sını, Latin Amerika’nın ilk Özgür
Toprağını olanaklı kılmak için zorlu ve fedakarlık dolu bir yolu işaret
ettiler bize. Yıllardır Şili’de düşenler de benzer bir devrimci süreci
oluşturuyorlar. Dünyanın sömürülen halkları yaşam haklarının bilincine
varıyorlar ve bu nedenle de cepheleşme bizim sınırlarımızın çok ötesinde
ve evrensel bir düzlemde gerçekleşecek. Ama Latin Amerika bir gün bugüne
dek boyunduruk altında yaşayan bir halka yaraşır bir sese kavuşacak ve
yarın bu, bu kıtanın özgür sesi olacak.
Fidel Castro: Bu kıtanın rahminde
Devrim denilen bir yaratığı taşıdığını, onun yolda olduğunu ve biyolojik
yasa gereği, toplumsal yasa gereği, tarihin yasası gereği doğmasının
kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Şu ya da bu biçimde doğacak. Doğum ya
kurumsal, yani hastanede olacak ya da evde. Doğumu ya usta doktorlar
gerçekleştirecek, ya da ebe. Ama nasıl olursa olsun, doğacak.
NOTLAR
* “Allende-Fidel, El diálogue de América. C.
Korol (der.) El Socialismo Latinoamericano, Un recorrido hasta nuestros
tiempos, Ediciones Madres de Plaza de Mayo, Buenos Aires, 2006,
ss.155-164. Revista América Libre, 21.2003’ten alınmıştır.
www.nodo50.org/americalibre. Türkçesi: Sibel Özbudun.
** Bu diyalog La Moneda’da Allende’nin
yanında sonuna dek direnen ve 11 Eylül 1973 günü onunla birlikte yaşamını
yitiren gazeteci Augusto Olivares’in girişimiyle Fidel’in Şili’yi ziyareti
sırasında, 1971’de gerçekleştirilmiştir. |
|