GENÇ KURTULUŞ

Alan Faaliyeti Olarak Dev-Lis

 

Her çeşit siyasal örgütlenmenin politik söylemlerini ve buna uygun olarak oluşturdukları stratejilerini planlarken “eşitler arasında birinci” olarak göz önünde bulundurduğu alan kuşkusuz gençliğin örgütlenmesi meselesidir. Doğal olarak, hiçbir dönem, biz de bu nesnelliğin dışında kalmadık, kalamayız da. Bunun nedenleri başka bir yazının konusu olmakla beraber, Dev-Lis özelinde lise gençliğinin gelmiş olduğu duruma ve geleceğine dair bir değerlendirmenin ve tartışmanın gerekli olduğu ortadadır. Kaldı ki bu değerlendirmenin “Kurtuluş’un yaşamış olduğu kriz günlerinde” dillendirilen “büyüyemiyoruz” heyulasına iç serinletici bir cevap niteliği taşıyacağını da düşünüyoruz.   

 

LİSELİ GENÇLİĞE GENEL BİR BAKIŞ

Sayısal veriler hiçbir zaman gerçekliği eksiksiz olarak tanımlamaya yetmemekle beraber, bir ayağı niteliksel değerlendirmelere, bir ayağı da niceliksel verilere dayalı bir öngörü, bilimsellikten çok da uzak olmayacaktır.

Son iki senedir, asgari bir planlama ile yürütülen lise faaliyeti, beklenenin üzerinde bir büyüme ivmesi kazanmıştır. Siyasal bir örgüt için, doğru ve tutarlı politik öngörülere sahip olunması kadar bu politik hattı kitlelerle buluşturması da önemli ise; Dev-Lis, deneysel bir çalışma olarak tam da burada durmaktadır. İlk olarak düşülebilecek bir hatanın altını çizmek gerekmektedir; “lise faaliyetinin daha görünür olmasının nedeni üniversitelerde yaşanan daralmadır”. İlk bakışta somut bir gerçekliğe işaret eden bu cümleyi “solun üniversitelerde daralan siyasetinin yarattığı irade dışı bir yönelim” olarak değerlendirmek de mümkündür. Ancak her gerçeklik, şüphesiz “doğru” olanı tanımlamamaktadır. Lise faaliyetinin sol hareket açısından, geçmişte tali kalışının nedeni de tam da böyle bir yanılsamadır.

90’lı yılların sonundan itibaren gençlik faaliyetinin zemininde değişen bir-iki taşı hatırlamakta fayda var. Bunlardan ilki sıkça dikkat çektiğimiz, eğitimin özelleştirilmesi girişimlerine paralel olarak üniversitelere giren öğrencilerin sınıfsal kategorilerinin de değişmeye başlamasıdır. Yalnızca bu tanımdan yola çıkarak bile üniversite gençliği üzerine ve bu alana dönük politikalar hakkında bir dizi belirleme yapmak mümkündür. Peki bu ortak değişken, ortaöğrenim çağındaki gençliği nasıl etkilemiştir? Basit bir örneklemden yola çıkarak soruyu daha netleştirelim. Aşağıdaki tablo yıllara göre meslek liselerinde öğrenim gören öğrencilerin sayısını vermektedir.  

 

            Eğitim- Öğretim Yılı        Öğrenci Sayısı

            2000-2001                    902.715

            2001-2002                    947.358

            2002-2003                    981.224

 

Üniversite giriş sınavlarında mesleki ve teknik eğitim okullarından mezun olanlara yönelik düzenlenen Ağırlıklı Ortaöğrenim Başarı Puanı (AOBP), bu okulları diğer lise türlerinden mezun olan öğrencilere göre matematiksel olarak dezavantajlı bir konuma getirmişti. Ancak sayılar, ortadaki bu dezavantajlı durumda sorulması gereken bazı soruları göstermektedir. Öğrenciler AOBP adaletsizliğine rağmen mesleki ve teknik eğitim veren okullardan kaçmamıştır. Hatta (İmam Hatip Liseleri dışında) nispi bir artış söz konusudur. Bu tercihe yön veren birçok neden mevcut olabilir ki ilk elden akla gelenler; “düşük gelirli” ailelerin çocuklarının ÖSS’de rekabet gücünün zayıflığının farkında olması ve kısa yoldan “hayata atılma” kaygısı olarak sıralanabilir. Bu durum açıkça, mesleki ve teknik eğitim okullarının sınıfsal olarak bastığı zemini de ortaya koyacaktır. O halde şu açıktır ki ortaöğrenim çağındaki gençlerin gelecek algılayışında “ekonomik kaygılar” dün olduğundan daha belirgin hale gelmiştir.

Aynı şekilde, gelişen teknolojik ilerleme; özellikle de internet; gençlerin bulundukları sosyal çevreden ötesini daha hızlı görmesi, bilgiye görece daha çabuk ulaşımı vb. gibi birçok sosyal, psikolojik sonuçlar yaratacak durumu da tetiklemektedir. Bu yolun sonunda varılan yer ise tüm olumlu ve olumsuz etkilerini bir yana koyarsak “hayatla ve pek tabi siyasal tercihlerle daha erken yaşta tanışan” bir gençlik görüntüsüdür. Gündelik gözlemlerden yola çıkılarak yapılan bu tanımlamalar kuşkusuz daha ayrıntılı olarak, bilimsel bir disiplin içerisinde ele alınmayı bekliyor. Ancak bu bekleyiş, “kimlik edinme yaşının” giderek düştüğü gerçeğini değiştirmeyecektir.

Sosyalistler her ne kadar bu değişen duruma uygun örgütlenme kanalları yaratmakta yavaş kaldıysa da, bu değişim burjuva devlet tarafından hem yönlendirilmekte hem de çıkarları doğrultusunda kullanılmaktadır. Aksi bir iddia, son yıllarda liselerde artan uyuşturucu, çeteleşme, şiddet eğilimi vb. gibi gençliği pasifize edecek diğer metotların nasıl ortaya çıktığını izah etmekte hayli zorlanacaktır. Bu yozlaşma devlet eliyle gerçekleştirilmektedir ki devletin “patlamaya hazır” bu gençliğin geleceğine ilişin taleplerde bulunmamasını başka türlü sağlaması da mümkün gözükmemektedir. “Hayatın acımasızlığını” daha önceden lise yaşamı sonrası, üniversitede veya iş hayatında kavraması daha mümkün olan gençler “vahşi kapitalizmin azgınlığı sayesinde” artık bu yakıcılıkla lise sıralarında tanışıyorlar. 

Yukarıda meslek liselerine ilişkin verdiğimiz örnek de bir şeyi açıkça ortaya koymaktadır: Mesleki eğitim sonrası sınavsız geçiş yöntemi ile Meslek Yüksekokullarına yerleşmeyi başaran öğrenciler, sanayideki ara eleman açığını kapatmış oluyor. Çalışma şartları itibariyle bu öğrencilerin çok büyük bir kısmı taşeron firmalar için, uzmanlaşmış sigortasız ucuz işgücü olarak da algılanabilir.

 

DEV-LİS

En başa dönecek olursak; Dev-Lis’in kısa vadede ne önemde bir yol almış olduğunu daha açık olarak belirtmekte fayda var. Birincisi şu ki; bir örgütsel bütünlük içerisinde ele aldığımızda makro ölçekteki parti politikalarını kendi alan faaliyetine uygun düzlemde ele almak yolunda mesafe alabilmiş, partinin en önemli alan örgütünün Dev-Lis olduğu açıktır. Şöyle ki; Devrimci Liseliler hem alana ait politikaları üzerinden “kitle faaliyeti” yürütebilme, hem de bu faaliyeti ile oluşturduğu tabanına SDP’nin politik propagandasını yapabilme sistematiğini birçok yerelde kazanmıştır. Kaçınılmaz olarak bu perspektif Dev-Lis’in hem bir “lise örgütü” haline gelmesini, hem eylemsel yaratıcılığını, hem de niceliksel birikimini diğer alan faaliyetlerimize oranla görülür şekilde artırmıştır.

Özelden genele doğru buradan yapılabilecek önemli bir çıkarımın olduğu açıktır; bu da şu sıralar SDP’nin “sınıf eksenli” bir politik hattan yoksun olduğu yanılgısıdır. Bu iddia SDP’nin siyasal varlık sebebini ve birçok vesile ile doğrulanmış politik hattını baş aşağı çevirme yanılgısına varabileceği gibi; “büyüyemiyoruz” heyulasını, bu iddia doğrultusunda dahi çözüme kavuşturacak bir yol sunmamaktadır. Bizce Dev-Lis faaliyetinin öğreticiliği ve deneysel niteliği de tam bu iddiaya karşılık gelmektedir. İddiamız, en yalın hali şu şekilde olduğu taktirde, SDP’nin büyüme ivmesini hızlandırma şansımız olacağını görmek gerekir; “SDP’nin neden yeterli düzeyde alan örgütleri yoktur (gençlik, kadın, sendika, …), bunun politik hattıyla ilişkisi var mıdır?”. Siyasal bir örgüt, değiştirme kapasitesi anlamında gerçeklik kazanmasını, tek başına politik açılımları ile elde edememektedir. Onun merkezinin görevi “makro ölçekte”, yıkmakla mükellef olduğu burjuva iktidarı karşısında başat politikalar üretmektir. Bu politik hattı, çeşitli düzeylerde toplumsal sorunları daha anlaşılır kılacak şekilde kitlelerle buluşturmak ve örgütlenmek ise ancak ve ancak çalışan, kapasitesi yüksek alan/taban örgütleri ile mümkündür. Bunun da ötesinde, bu alan örgütlenmeleri olmadığı sürece politik bir tartışma, yalnızca “kulak verenleri” ilgilendirmeye devam edecektir. Bir alan örgütlenmesi çalışma tarzı itibariyle Dev-Lis deneyimi ve Dev-Lis’li yoldaşlarımızın kolektif özverisi hepimizin gözleri önünde durmaktadır.

 

BİR ADIM DAHA İLERİ ÇIKALIM!

Liseli gençlik faaliyetinde tüm bu olumlulukların yanı sıra, önüne geçmemiz gereken sıkıntıları da sıralamak gerekir. Bunların başında kuşkusuz belirli bir düzeye gelmekle beraber örgütlenme düzeyimizin yetersizliği ve yaygınlığı sorunu yer almaktadır. Bu durumun aşılmasının yollarının burada sıralanmasının ötesinde,  amacımız parti örgütlerinin Dev-Lis’in faaliyetinin önemini kavraması gerektiğidir. Dev-Lis “nostaljik” bir faaliyet değildir, hele ki “afacan çocukların” bir araya geldiği bir yaşam hiç değildir. Dev-Lis,  SDP’nin gençlik ayağının neredeyse üçte ikisidir, ülkenin en yaygın ve geniş lise örgütüdür. Hal böyleyken partinin ve parti kadrolarının bu faaliyetin önemini kavramakta zorlandığını görmek gerekir. Ancak bu bakış açısı aşıldığı taktirde lise faaliyetini kolektif akıl ve olanaklarla bir adım ileriye taşıma şansımız artacaktır.

Dev-Lis’in ilk elden örgütlenme yaygınlığının mesleki ve teknik eğitim veren liselerde olduğu düşünüldüğünde bugün için yüzlerle, yarın binlerle ifade edilecek tabanının sınıfsal anlamda yaşamın hangi yapı taşını oluşturacağı gözden kaçırılmamalıdır. Bu genç ilişki ağı ve yaygınlık, yarın onlarca fabrikada faaliyet yürütecek işçiler ağına dönüşecektir. Bu somut öngörü bile tek başına neden lise faaliyetini daha ciddiye almalıyız sorusunun cevabı niteliğindedir. Bir bütün olarak lise faaliyetimizin taleplerinin nasıl daha “somutlaştırılacağı ve alt başlıklarının çoğaltılacağı” başlıklı bir çalışmanın yanı sıra örgütsel biçimleniminin nasıl daha işlevsel hale getirilebileceği yönündeki bir tartışma vakit kaybedilmeden kolektif akıl ile yürütülmeli ve yine kolektif özveri ile hayata geçirilmelidir.

 

GENÇ KURTULUŞ

 

 

 

 

 

 

 
     

     

Devrim Yolunda

KURTULUŞ

 
     

dergi@devrimyolundakurtulus.net

 
SAYILAR:
      4 2008 ŞUBAT İKİ HALKIN MÜCADELE BİRLİĞİ  
      3 2007 EKİM KÜRT SORUNU TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ SORUNUDUR  
      2 2007 EYLÜL DEVRİM VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ TOPARLANMALI  
      1 2007 AĞUSTOS MİLİTARİZM SANDALINDAKİ KARA DELİK